İyi Hissetmiyorum: Her Şey Yolundayken Neden Böyle Hissediyorum?
“İyi hissetmiyorum ama nedenini de bilmiyorum.”
Bu cümle size tanıdık geliyor mu?
Hayatınıza dışarıdan bakıldığında aslında büyük bir problem görünmüyor olabilir. İşinize gidiyor, sorumluluklarınızı yerine getiriyor, insanlarla görüşüyor ve günlük hayatınıza devam ediyorsunuzdur. Hatta çevrenizdeki insanlar sizi güçlü, başarılı ve hayatını toparlayabilen biri olarak görüyor olabilir.
Ama yalnız kaldığınızda aynı şeyi hissetmiyor olabilirsiniz.
Zihniniz susmuyor, geçmişte yaşanan konuşmaları tekrar tekrar değerlendiriyor veya henüz gerçekleşmemiş ihtimaller üzerine senaryolar kuruyor olabilirsiniz.
Bazen de ortada belirgin bir problem olmadığı hâlde içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk vardır.
Ve kendinizi şu soruyu sorarken bulabilirsiniz:
“Her şey yolunda gibi görünüyor. Peki ben neden iyi hissetmiyorum?”
Bu soru, üzerinde durmaya değer olabilir.
İyi görünmek, iyi hissetmek anlamına gelmez
Psikolojik olarak zorlanmak her zaman dışarıdan kolayca fark edilebilen bir durum değildir.
Bir insan çalışmaya, sosyalleşmeye, ailesiyle ilgilenmeye ve sorumluluklarını yerine getirmeye devam ederken aynı zamanda yoğun kaygı, değersizlik, yalnızlık, huzursuzluk veya duygusal tükenmişlik yaşayabilir.
Özellikle uzun zamandır “güçlü olmak” üzerinden yaşamayı öğrenmiş kişiler için kendi zorlanmalarını fark etmek bile kolay olmayabilir.
Çünkü zaman içerisinde bazı içsel kurallar gelişmiş olabilir:
- “Ben halletmeliyim.”
- “Kimseye yük olmamalıyım.”
- “Bundan daha kötü durumda olan insanlar var.”
- “Bu kadar küçük bir şey beni etkilememeli.”
- “Güçlü olmak zorundayım.”
- Bu düşünceler bir süre sonra kişinin yaşadığı duyguları küçümsemesine yol açabilir.
Oysa yaşadığınız bir duygunun önemli olması için hayatınızın tamamen kontrolden çıkmış olması gerekmez.
Her şey yolundayken neden iyi hissetmiyorum?
“Neden iyi hissetmiyorum?” sorusunun tek bir cevabı yoktur.
Bazen uzun süredir bastırılan duygular, yoğun kaygı, sürekli güçlü kalma çabası, mükemmeliyetçilik, ilişkisel problemler veya kişinin kendi ihtiyaçlarını uzun süre geri plana atması bu hissin arkasında olabilir.
Bazen de kişi hayatını giderek daha fazla “yapılması gerekenler” üzerinden yaşamaya başlar.
İşe gitmek.
Sorumlulukları tamamlamak.
Başkalarıyla ilgilenmek.
Sorunları çözmek.
Bir sonraki hedefe ulaşmak.
Hayat devam eder. Ancak kişi bir noktada kendi hayatının içinde nasıl hissettiğiyle bağlantısını kaybedebilir.
Bu nedenle dışarıdan bakıldığında “her şey yolunda” olması, kişinin psikolojik olarak da iyi hissettiği anlamına gelmez.
Sürekli güçlü olmaya çalışmak yorucu olabilir
Güçlü olmak genellikle olumlu bir özellik olarak görülür. Ancak güçlü olmak ile hiçbir şeye ihtiyaç duymamak aynı şey değildir.
Sürekli kontrolü elinde tutmaya çalışan, başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen ve kendi zorlanmalarını erteleyen kişiler zaman içerisinde duygusal olarak yorulabilir.
Üstelik bu yorgunluk her zaman “üzgünüm” şeklinde ortaya çıkmaz.
Bazen daha tahammülsüz hissedersiniz.
Bazen hiçbir şey yapmak istemezsiniz.
Bazen dinlendiğiniz hâlde dinlenmiş hissetmezsiniz.
Bazen insanlardan uzaklaşmak istersiniz.
Bazen ilişkilerinizde eskisinden daha kolay tetiklenirsiniz.
Bazen de daha önce keyif aldığınız şeyler artık aynı duyguyu vermemeye başlar.
Ve bazen bütün bunları yalnızca şöyle tarif edebilirsiniz:
“Bir şey var ama ne olduğunu tam olarak bilmiyorum.”
Zihniniz neden hiç susmuyor?
İyi hissetmemenin yanında sürekli düşünme hâli de varsa, zihninizin ne yapmaya çalıştığına bakmak gerekebilir.
- “Bunu neden söyledi?”
- “Ben yanlış mı yaptım?”
- “Şöyle söyleseydim ne olurdu?”
- “Ya ileride böyle olursa?”
- “Doğru kararı veriyor muyum?”
- “Bir şeyi gözden kaçırıyor olabilir miyim?”
Bu sorular size tanıdık geliyorsa, düşünmenin bir noktadan sonra problem çözmekten uzaklaşıp aşırı düşünmeye dönüşmüş olması mümkündür. Çünkü düşünmek ile çözüm üretmek aynı şey değildir.
Problem çözmede düşünce genellikle sizi bir sonuca veya eyleme götürür. Aşırı düşünmede ise zihin çoğu zaman aynı ihtimaller arasında tekrar tekrar dolaşır.
Bunun altında belirsizliğe tahammül etmekte zorlanma, hata yapma korkusu, kontrol ihtiyacı, mükemmeliyetçilik veya kişinin kendisine yönelik yoğun eleştirel tutumu bulunabilir.
Bu nedenle amaç her zaman zihni zorla susturmak değildir.
Bazen daha önemli soru şudur:
“Zihnim neden sürekli kontrol etmeye ihtiyaç duyuyor?”
Kendinize şu soruyu sorun: Hayatımın içinde nasıl hissediyorum?
Bir an için hayatınızın dışarıdan nasıl göründüğünü bir kenara bırakın.
İşinizi, başarılarınızı, sorumluluklarınızı ve diğer insanların sizin hakkınızdaki düşüncelerini değil, kendi deneyiminizi düşünün.
Son zamanlarda hayatınızın içinde nasıl hissediyorsunuz?
- Huzurlu mu?
- Güvende mi?
- Sürekli tetikte mi?
- Yetersiz mi?
- Yorgun mu?
- Kaygılı mı?
- Yalnız mı?
- Bir şeyleri sürekli kontrol etmek zorundaymış gibi mi?
- Kendinizi kanıtlamanız gerekiyormuş gibi mi?
- Başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atıyor musunuz?
Bu soruların cevapları bazen dışarıdan görünen hayatınızdan çok daha fazla şey anlatabilir.
Kendinize nasıl konuştuğunuza dikkat edin
İyi hissetmediğiniz dönemlerde yalnızca ne yaşadığınız değil, yaşadıklarınıza nasıl karşılık verdiğiniz de önemlidir.
Örneğin zorlandığınızda kendinize şöyle mi söylüyorsunuz?
- “Yine abartıyorsun.”
- “Bu kadar etkilenmemelisin.”
- “Herkes yapabiliyor, sen neden yapamıyorsun?”
- “Daha güçlü olmalısın.”
- “Bunda üzülecek ne var?”
Bu cümleleri sevdiğiniz bir insan zorlandığında ona söylemeniz muhtemelen çok daha zor olurdu.
Ancak insanın kendisine yönelik dili zaman içerisinde o kadar otomatikleşebilir ki kişi artık bunun ne kadar eleştirel olduğunu fark etmeyebilir.
Bazen psikolojik yük yalnızca yaşadığımız olaylardan değil, yaşadığımız şeyler karşısında kendimize nasıl davrandığımızdan da beslenebilir.
Neden kendimizi kötü hissettiğimizde hemen düzeltmeye çalışıyoruz?
Rahatsız edici bir duygu ortaya çıktığında çoğumuzun ilk tepkisi ondan kurtulmaya çalışmaktır.
Kaygılanıyorsak sakinleşmek, üzgünsek hemen daha iyi hissetmek, belirsizlik yaşıyorsak bir an önce kesin bir cevap bulmak isteriz.
Ancak her rahatsız edici duygu ortadan kaldırılması gereken bir problem değildir.
Bazen duygularımız bize bir şeylerin değişmesi gerektiğini gösterebilir.
Belki uzun zamandır sınırlarınız ihlal ediliyordur.
Belki sürekli başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarınızın önüne koyuyorsunuzdur.
Belki yaşamınız dışarıdan başarılı görünmesine rağmen sizin için anlamlı hissettirmiyordur.
Belki bir ilişkinin içinde kendinizi giderek daha az kendiniz gibi hissediyorsunuzdur.
Bu nedenle yalnızca “Bu duygudan nasıl kurtulurum?” sorusuna odaklanmak yerine başka bir soru da sorulabilir:
“Bu duygu bana ne anlatıyor olabilir?”
“Ama benim terapiye gidecek kadar büyük bir problemim yok”
Psikoterapiye başlamak için hayatınızın kontrolden çıkmasını beklemek gerekmez.
Terapi yalnızca kriz dönemlerinde başvurulan bir süreç değildir.
Bazen kişi neden aynı ilişkisel döngülere tekrar tekrar girdiğini anlamak ister.
Bazen kendisine neden bu kadar sert davrandığını.
Bazen neden sınır koymakta zorlandığını.
Bazen neden sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyduğunu.
Bazen kaygının hayatındaki kararları ne kadar etkilediğini fark etmek ister.
Bazen geçmişte yaşadığı deneyimlerin bugünkü ilişkilerini neden hâlâ etkilediğini anlamaya çalışır.
Bazen de ortada tek bir büyük problem yoktur.
Kişi yalnızca şöyle hisseder:
“Hayatımı sürdürüyorum ama kendimi iyi hissetmiyorum.”
Bu da psikoterapide ele alınabilecek bir konudur.
Psikoterapi ne sağlar?
Psikoterapinin amacı size ne yapmanız gerektiğini söylemek veya hayatınızla ilgili kararları sizin yerinize vermek değildir. Terapi sürecinde düşünceleriniz, duygularınız, geçmiş deneyimleriniz, ilişkileriniz ve bugünkü davranışlarınız arasındaki bağlantılar üzerinde çalışılabilir. Çünkü bazen yıllardır “Ben böyle biriyim” diye tanımladığımız bazı özellikler, aslında zaman içerisinde geliştirdiğimiz baş etme biçimleri olabilir. Örneğin sürekli kontrol etme ihtiyacınız, belirsizliğin sizin için ne ifade ettiğiyle ilişkili olabilir.
Hayır demekte zorlanmanız yalnızca “fazla iyi niyetli” olmanızdan kaynaklanmayabilir; reddedilme veya sevilmeme korkusuyla bağlantılı olabilir.
Kendinizi sürekli eleştirmeniz, sizi daha başarılı veya daha kontrollü tutacağına inandığınız bir baş etme yöntemi hâline gelmiş olabilir.
İlişkilerde kendinizden fazla ödün vermeniz ise yakınlığı kaybetme veya terk edilme korkunuzla ilişkili olabilir.
Bu bağlantıları görmek geçmişi veya birilerini suçlamak anlamına gelmez.
Ama bugünkü davranışlarımızın nasıl geliştiğini anlamak, onları değiştirebilmek açısından önemli olabilir.
Belki de soru “Benim neyim var?” değildir
İnsan kendisini iyi hissetmediğinde çoğu zaman ilk olarak kendisinde bir problem arar.
- “Benim neyim var?”
- “Neden diğer insanlar gibi olamıyorum?”
- “Neden bu kadar düşünüyorum?”
- “Neden bu kadar etkileniyorum?”
Oysa kendimize başka bir yerden bakmayı deneyebiliriz.
- “Bunu ne zamandır hissediyorum?”
- “Hangi durumlarda daha yoğun hissediyorum?”
- “Kendimi korumak için yıllardır ne yapıyorum?”
- “Neye ihtiyacım var ama bunu kendime vermekte zorlanıyorum?”
- “Hayatımın hangi alanında kendim gibi hissetmiyorum?”
Bu soruların amacı her davranışın altında mutlaka büyük veya travmatik bir neden aramak değildir.
Ama kendinizi yargılamak yerine merak etmeye başladığınızda, yaşadığınız duyguları daha farklı bir yerden değerlendirebilirsiniz.
Kendinizi anlamak değişimin başlangıcı olabilir
Çoğu zaman değiştirmek istediğimiz davranışa odaklanırız:
- “Daha az düşünmeliyim.”
- “Daha özgüvenli olmalıyım.”
- “Bu kadar kaygılanmamalıyım.”
- “Daha kolay hayır diyebilmeliyim.”
- “İnsanların ne düşündüğünü bu kadar önemsememeliyim.”
Ancak yalnızca davranışı değiştirmeye çalışmak her zaman yeterli olmayabilir.
Belki sürekli düşünüyorsunuz çünkü hata yapmaktan çok korkuyorsunuz.
Belki hayır diyemiyorsunuz çünkü reddedilmek sizin için yalnızca birinin talebinizi kabul etmemesi anlamına gelmiyor.
Belki ilişkilerde kendinizden fazla ödün veriyorsunuz çünkü yakınlığı kaybetme ihtimali sizde yoğun duygular uyandırıyor.
Belki de kendinizi sürekli eleştiriyorsunuz çünkü yıllar içerisinde eleştirinin sizi geliştireceğine inanmayı öğrendiniz.
Bu örüntüleri fark etmek, kendinizi suçlamak için değil; kendinizi daha doğru anlamak için önemlidir.
Çünkü dışarıdan her şey yolunda görünebilir.
Ama psikolojik iyilik hâli yalnızca hayatın devam ediyor olması değildir.
Kendi ihtiyaçlarınızı fark edebilmek, duygularınıza alan açabilmek, ilişkilerinizde kendiniz olarak var olabilmek ve hayatınızın içinde daha güvende hissedebilmek de önemlidir.
Belki de değişim,
“Benim neyim var?”
diye sormaktan değil,
“Ben neden böyle hissediyorum ve bu duygu bana ne anlatıyor?”
diye merak etmekten başlar.
Psikolojik destek almak istiyorsanız
Kendinizi uzun süredir iyi hissetmiyor, kaygı ve aşırı düşünmeyle baş etmekte zorlanıyor veya ilişkilerinizde benzer döngüleri tekrar tekrar yaşadığınızı fark ediyorsanız, psikoterapi sürecinde bu örüntüler üzerinde çalışılabilir.
Amaç yalnızca zorlayıcı duyguları ortadan kaldırmak değil; bu duyguların düşünceleriniz, ilişkileriniz, yaşam deneyimleriniz ve ihtiyaçlarınızla nasıl bağlantılı olduğunu daha iyi anlamaktır.
Online veya yüz yüze psikoterapi hakkında bilgi almak ve görüşme planlamak için iletişime geçebilirsiniz.

