Bütün anne-babalar zaman zaman yetersiz kalabilir. Hiçbir anne-baba çocuklarına duygusal yönden yüzde yüz fayda sağlayamaz çünkü anne-babalar da insandır ve onların da herkes gibi kendilerine özgü problemleri vardır.
Kötülük olsun diye yapılmayan ama olumsuz ve ters davranışlarıyla çocuklarının hayatlarında sürekli ve baskıcı bir hal alan anne-babalar vardır ki çocukların kişilik gelişimini derinden etkileyebilir ve zarar vermeye başlar. Toksik ebeveyn davranışları olarak adlandırılan bu olumsuz davranışları inceleyelim…
Sorumluluk almayanlar…
Toksik ebeveynler, empati kurmakta zorlanırlar. Her şey kendileri ve ihtiyaçları hakkındadır ve yaptıkları herhangi bir şeyin başkaları tarafından nasıl yıkıcı, zararlı veya incitici olarak görülebileceğini göremezler. Sürekli kendi problemlerine odaklanırken çocuklarını, kendilerine bakan “küçük anne-babalara” dönüştürürler.
Kontrolcüler…
Çocukların hayatlarına manipülasyon yoluyla, suçluluk duygusu yaratarak ve yardım amaçlı da olsa çok fazla karışarak yön verirler. Çocuklarının üzerinde kontrol ve güç elde etmeye çalışırlar. Çocuklarının davranışlarını, kararlarını ve hatta nasıl hissetmeleri gerektiğine bile karışabilirler. Kontrolcü anne-babaların davranışları dışarıdan “ilgilenme” olarak görülebilir. “Senin iyiliğin için…” ifadelerini duyabilirsiniz.
Mükemmeliyetçiler…
Çocuklarının “mükemmel” çocukları olmalarını sağlayabilirlerse, mükemmel bir aileye kavuşacakları hayali ile yaşarlar. Aile dengesini kurma ve sağlamlaştırma yükünü çocuklara yüklerler. Çocuklar doğal olarak bu konuda “başarısız” olunca da ailenin “Günah Keçisi” rolünü üstlenir ve bir kez daha suç ve başarısızlığın sorumluluğunu alırlar.
Bağımlılıkları olanlar…
Gerçeklerden kaçan, düzensiz ruh durumlarıyla boğuşup ezilen, alkol ve madde bağımlılıkları yüzünden anne-babalık görevini yerine getiremezler. Alkolik ailedeki kurallar tutarsız, çocuğu korumaktan uzak, onun utanmasına ve suçlu hissetmesine neden olacak niteliktedir.
Sözel tacizciler…
Çocuklarını sözleriyle döven; iğneleyici ve küçümser yorumlar yapan, onları aşağılayarak demoralize eden ve özgüvenlerini çalanlar: “Zaten bir şeyi beceremiyorsun.” “Yine ne yaptın?”, “Hep böylesin.” gibi eleştiri ve aşağılamalar yaparlar. Bu bazen şaka yoluyla da yapılabilir. Çocuklar gerçekle şakanın, tehditle takılmanın arasındaki farkı ayırt edemeyebilirler ve sevdikleri kişinin sözlerini içselleştirebilirler.
Şiddet uygulayanlar…
İçlerindeki derin öfkeyi kontrol edemeyerek kendi davranışlarından çocuklarını sorumlu tutarlar, onları suçlayarak şiddet uygularlar. Bu anne babaların çoğu kendileri de çocukken dayak yemişlerdir. Duygularla, özellikle öfke ile başa çıkmanın tek yolunun şiddete başvurmak olduğunu öğrenmişlerdir.
Sınır tanımayanlar…
Çocuklarının sınırlarına saygı duymazlar. Kendi sınırları da yoktur. Çocuk giyinirken odasına girmek, günlüklerini okumak, özel eşyalarını karıştırmak gibi davranışları kendilerine hak görürler. Sınır tanımayan ailelerde “ben” diye bir şeyin varlığına izin verilmez. Kimsenin bağımsızlığı ve ayrı bir hayatı, hobileri olmasına izin verilmez. Sürekli hep birlikte hareket edilmesi, aynı şeylerden keyif alınması beklenir ve bu empoze edilir. Çocuk kendine ait bir zaman ayırmak isterse bunun için suçlanır, dışlanır, duygu sömürüsü yapılır.
Cinsel tacizciler…
Cinsel tacizde bulunarak çocuklarının masumiyetini çalarlar. Bu konuda tartışmalar olsa da genellikle gizlilik, duygusal bağımlılık, stresin çok, saygının az olduğu ailelerde görülme ihtimali yüksektir. Saldırganlar duygusal şantaj yapmanın yanı sıra, fiziksel şiddete de başvurabilirler.